boardrider contact ana sayfa
haberler
Kullanıcı Adı Şifre | Üye Kaydı | Şifremi Unuttum |
Haber Bülteni
Bisiklet Macerası

Gençlik yıllarımda her zaman bisikletim olmasına ve onunla çok vakit geçirmeme rağmen çok delisi olduğumu da söyleyemem. Üç sene evvel Teşvikiye den Tarabya’ya taşınmamızla birlikte daha sporla dolu bir hayata başlayacağımızı düşündüm ve öylede oldu.
Kardeşim Onur’un Büyükada’dan bisikletini getirmesiyle hayatımda yepyeni bir sayfanın açılacağını bilmiyordum. Aynı hafta heyecanla Carrefour’a gidip en iyi bisikleti aldım. Fakat bisiklet almanın da bazı bilgiler ve incelikler gerektirdiğini daha sonra öğrendim. Çünkü her boya, yaşa ve amaca göre farklı bisikletler var. Ben ise hemen heyecanlanıp bana uygun olmayan bir bisiklet almıştım. Kısa bir süre sonra beni yolda gören arkadaşlarımdan bakkalın çırağı gibi dolaşıyorsun yorumları gelince bir yerde hata yaptığımı anlamıştım. Aldığım bisikleti karıma hediye eder etmez bu konuda daha uzman yerleri internetten araştırıp bu konuda uzman firmaları ziyaret ettim sonunda Kaçkar bisikletten hem fiyatı uygun hem gelişmeye açık, en iyisi olmasa da boyuma ve amacıma uygun bir bisiklet aldım.

Bisikletimi alır almaz ben Tarabya’da Onur’da Maslak’ta oturduğundan boğaz sahilinde kısa turlar atmaya başladık. Tarabya - Yeniköy, Tarabya – Bebek, Tarabya – Beşiktaş, Tarabya – Karaköy, Tarabya – Eminönü gibi gittikçe uzayan rotalarla İstanbul’u dolaşmaya başladık. Daha sonraları Beşiktaş’tan ve Karaköy’den şehir hatları vapuruna binerek Asya tarafına geçtik. Kadıköy – Beykoz sahili, Beykoz’un arkasındaki Alibahadır köyü, Kulindağ ve Anadolu hisarı yaptığımız rotalardan sadece bazıları idi. Bunların dışında Kilyos ve Rumeli kavağıda değişik ve gidilmesi keyifli yollardandı. Tabii bu rotaları yaptıkça her geçen hafta bisikletle olan yakınlığımız ve alışkanlığımız arttı ve gittikçe güçlenen bacaklarımız artık daha uzun yolculuklar için hazırdı. Onur ile internetten yaptığımız araştırmalar ve onun gençlik yıllarının Şarköy’de geçmesinden dolayı aklımıza Uçmakdere geldi. Uçmakdere o kadar dik yamaçlara ve bozuk yolları olan bir yermişki Onur’un babası Orhan amca gençlik yıllarında oraya gitmesine izin vermezmiş. Sonuçta Kumbağ - Uçmakdere – Şarköy rotası her geçen gün tabuları kırmak açısından daha çok aklımıza girmeye başladı.

Bu uzun rotanın internette zorlu olarak telaffuz edilmesi bizi bu seyahatten caydırmaktan öte heyecanlandırıyordu. Önümüzde eşlerimizden izin almaktan başak bir engel kalmamıştı. Eşlerimiz Esra ve Gökçe’ye gerekli tavizler!! verildikten sonra 16-17 Ağustos günlerinde bu seyahatimizi hayata geçirebildik. Seyahatten önceki haftaya taşıma çantamızı aramakla başladık. Değişik fiyat ve özelliklerde çantalar arasından en uygununu seçmeye çalıştık. Daha sonra ise içeriğini hazırlamaya çalışırken bir yandanda mümkün olduğunca hafif olmasına özen gösterdik.

Şehir dışı seyahate çıkacaklar için örnek olması için bizim çantamızın içeriği şöyleydi:
Peştemal ( Denize girilecekse daha az yer tutuğu ve hafif olduğu için)
Şort – Mayo (İki kullanımı var hem akşam şort hem de denize girilebilir )
Naylon poşet (Islak mayo için)
20/30/50 korumalı güneş kremi (Dağda sanki güneş daha yakıcı ve ağaç yok)
Akşam için uzun kollu tşört (Rüzgarlı ve serin geceler için – gece yatarken giyilebilir)
Yedek bisiklet üst kıyafeti (Yedek altta alınabilir ancak 2 gün için gerekmeyebilir)
Arı, böcek sokmaları ve kas ağrısı için krem veya bunları içeren ufak bir ilkyardım seti
Diş fırçası (Macunu bir şekilde bulabilirsiniz)
Yedek iç lastik
1 yedek çorap, iç çamaşırı ve hafif bir lastik ayakkabı alınabilir
Alyan anahtar – Pompa – Çakı - Ve lastik çıkartma apartları

Cumartesi sabahı 06:00 da Tarabya!dan Doblo’muzun arkasına koyduğumuz 2 bisikletle yola çıktık. Yola çıkmadan önce bisikletleri sabitlememiz gerekti. Bunu daha önce düşünmemiştik. Sabahın 6’sında da fazla seçeneğimiz yoktu. Sonunda kaldırım taşını site güvenliğinden izin alarak arka lastiklere dayadık böylece arabanın içinde sabit kaldılar.

TEM yoluna çıkarak Tekirdağ’a yol almaya başladık. Yola çıkmadan önce kahvaltı olarak benzinciden poğaça ve meyva suyu aldık ki bisiklete binme vakti gelene kadar sindirmiş olacaktık.
Sabahın 6’sında bisiklet kıyafetli bizi gören yaşlı bir teyzeye çok güldük. Kadıncağız ne olduğunu anlamadı, kıyafetimizi garipsedi, sormaya da cesaret edemeden biz arabaya binmiş yola koyulmuştuk bile...

Çerkezköy tabelasını gördüğümüzde heyecandan ve gevezelikten Kınalı gişelerini kaçırdığımızı farkettik. 1 km gittikten sonra yol çalışmasından dolayı yolun ortasındaki bariyerlerin kaldırılıp gidiş şeridinin geliş şeridine aktarılması ters yöne sapmamız için bize yardımcı oldu. Tabi saat 7 olduğu için otoban boştu.!

Saat 08:00 de Kumbağ’a girmiştik. Tam girişteki Total benzincisine yolu sorduğumuzda yaklaşık 2km sonra mezarlığın yanından başladığını öğrendik. Arabayı nerede bırakacağımızı düşünürken yine benzinci imdadımıza yetişti. Total’in 24 saat açık olduğunu ve orada daha güvenli olacağını söylediğinde güne keyifli başlamıştık.

Total’in yanında YENİKÖY sapağından girerekte Naipler köyü üzerinden Uçmakdere’ye gidilebilirmiş. Ancak biz Kumbağın dibinden mezarlığın yanından giden toprak yolu tercih ettik.

Yolculuk düz bir yolla başladı yaklaşık 10 dakika içinde Kumbağ’ın çıkışına varmıştık. Karşımıza çıkan ilk yokuş bize yolculuğun geri kalanı için fikir vermeye başlamıştı. Toprak yolda ilk yokuşumuz 20 dakikalık bir tırmanma şeridi idi tepeye vardığımızda bacaklarımız ısınmaya başlamıştı.

Hemen arkasında ikinci zirve tımanışı başladığında seyahatin neden zorlu olduğu konusunda fikrimiz oluşmaya başlamıştı. 08:50 de 2. zirveye yaklaşırken Onur’u arı soktu buda arı sokması için bir krem bulundurmanın ne kadar iyi bir fikir olduğunu gösterdi. Hız ortalamamız hala 11 km/saat idi. 09:00 sularında artık güneş kendini hissetirmeye başlamıştı.

Zirveye vardığımız saat 09:20 idi ve tarihimizde ilk defa bir saatte 9 km yapmış olduk ve aramızda Tour de Şarköy olarak bu rutu adlandırdık. Farkına vardığımız 2.şey Onur’un suyunun bitmesi idi. Yokuşlarda bu kadar susayacağımız aklına gelmemişti. Allah’tan Kumbağ’dan çıkmadan önce 2 adet fazladan su almıştım. Onunla önümüze gelen ilk hayrata kadar idare edebilirdik.

Bu arada önümüzde ki manzara muhteşemdi ve dağın yanında giden patika ufukta kayboluyordu. Heyecanla bu sefer yokuş aşağı yola koyulduk. Saat 10:00 da karşımıza ilk çıkan kasaba YENİKÖY’dü. Ve hemen çıkışında SELVER NAZLIGÜL hayratında ilk molamızı verdik. (14.km) Hayratta su içerken Emircan adında çok tatlı bir oğlan çocuk ile tanıştık. Onu yanımızda getirdiğimiz Alpro Soya sütünü ikram ettik ve kuvvetimizin sebebi olduğunu söylediğimizde bize bakan hayran gözlerini hiç unutamayacağız. Hayratı terk ettiğimde başlayan asfalt yol keyfimiz sadece 1 km sürdü. Tabelada UÇMAKDERE 8 km ŞARKÖY 38 km gözüküyordu.

23. km de Uçmakdere’ye ulaşmıştık. Parapantçıların yanımızdan geçtiğini söylersek irtifamızın ne kadar yüksek olduğunu anlatabiliriz diye düşünüyorum. Yaklaşık 750 m civarı... Onur ile altimetre ve eğim ölçerimiz olmadığına hayıflandık. Artık önümüzde uzun, toprak bir iniş yolu vardı. Bunun yokuşlardan sonra çok kolay olacağını düşünmüştük ancak iri taşlar ve bozuk yolda seleye oturmadan süren yarım saatlik iniş sonunda omuzlarımız ayaklarımızdan çok ağrımaya başlamıştı. Sonunda Uçmakdere köyüne ve büyük meşe ağacının dibine vardığımızda yolculuğun zor kısmı bitmişti. Bundan sonra ki yol Hoşköy, Mürefte ve Şarköy’e kadar deniz kıyısından dümdüz 30 km yakın bir yol vardı.

Yolda denize girip keyif yapıp düz yoldan ve deniz kenarından Mürefte’ye doğru devam ettik. Artık düz yolda gitmenin verdiği rahatlıkla sohbet ede ede Mürefte’ye vardık. Mürefte köy meydanındaki çay bahçesinde ise İstanbul’dan getirdiğimiz sandviçleri yedik. Mürefte’den Şarköy’e yaklaşık 14 km idi. Onur’un yazlığına vardığımızda saatimiz: 15:30

Bisiklet üzerinde geçen süre: 04:01:05
Toplam Km: 56.1
Ortalama hız: 13.9 Km / Saat
Max Hız: 54.7 Km

Onur’un dayısı Nusret bizi karşıladığında bütün site halkı yanımızda idi. Herkese kısaca yolculuğumuzu anlatıp denize girdik. Denize girdikten sonra 2 saat uyuduk. Akşam deniz kıyısında hazırlanmış sofrada kilo alma korkusu olmadan deli gibi yedik. Yemek bitiminde Onur bana bakıp: “Nikola biz Pazartesi dönsek daha mı iyi olur?“ diye sorduğunda esasında ikimizinde dile getirmeye çekindiği yarınki geri dönüşü hatırlatmıştı. Zaten yorulmuştuk ve dönüş gelişten daha zor olacaktı. Yarım saatte indiğimiz yokuşu kaç saate çıkabileceğimiz meçhuldü ve bacaklarımız geldiğimiz ki gibi formda değildi yorgundu. Hemen yattık.

Sabah 07:00 de yola çıkmaya karar verdik. Amino asitlerimizi aldık. Bacaklarımızda bir ağrı yok. Dümdüz yolda Uçmakdere köyüne kadar tempolu bir şekilde 1 saat 38 dakikada ulaşıyoruz.

Uçmakdere köyü içinde ÖMÜR KIR LOKANTASINDA dağa çıkmaya başlamadan önce güzel bir kahvaltı edip enerji depoluyoruz. Ancak tuvalete gitmek istediğimizde bize bir yer gösteremiyorlar. Günay beye bu durumu sorduğumuzda köy halkının kalabalığı sevmediğinden dolayı gerekli oluşumlara karşı çıktığını söyledi. Neticede Günay bey kahvaltısı için teşekkür edip bizi bekleyen dağlara doğru pedallarımızı çevirmeye başlıyoruz.

İlk tepeye çıktığımızda nefes kesen manzarada yine durup resim çekiyoruz. Burada saate baktığımızda günün 34.5 km si iki günün toplamında ise 92.5 inci km sindeyiz. Yani önümüzde yaklaşık 22 km kalmış. Nadir bulunan ağacın serinliğinden biraz daha faydalanıp tekrar yola koyuluyoruz.
Bu yol artık yamaç paraşütünün yapıldığı tepeye doğru çıkan en zorlu yol. Burada büyük taşların arasında 5-6 km/saate düşen bir hızla ilerliyoruz. Bu arada yolculuğa çıkmadan önce bisikletlerimize bakım yaptırdığımız için kendimizi tebrik ediyoruz çünkü bu yollarda en ufak problemin kendini göstermeme şansı yok. Bisikleti limitlerinde kullandığımızdan bazen çıkan seslerden bisikletlerin daha fazla dayanamayacağını düşünüyorduk.

Sonunda yine muhteşem manzaralar eşliğinde ve tepemizdeki güneşe rağmen YENİKÖY deki hayratımıza vardık. Burada 2 seçenek var. Eski yolumuzdan dönmek veya sağdan Naipler köyünden dönmek. Oradaki köylülerden öğrendiğimiz kadarı ile Naiplerden olan dönüş asfalt ve yokuş aşağı. İlk başta bir taraftan o rutu da öğrenmek amacı ile Naipler köyünden mi dönsek diye düşünürken diğer taraftan önümüzde kalan yokuşlardan mı korkuyoruz diye Onur’la değerlendirdik ve sonunda aynı yoldan dönüp bu rutu her iki cepheden bitirmeye karar verdik. Bu arada hayratta bir başka bisikletçiyle karşılaştık. Adı Kerim, Tunus’tan gelmiş. Tatiline Sabiha Gökşen / İstanbul dan başlamış, daha sonra Silivri, Tekirdağ ve ona rastladığımız gün ise Şarköy’e doğru gidiyordu. Hedefi Yunanistan. Eylül sonuna kadar bisikleti ile seyahat edecekmiş. Demek ki bizden deliler varmış!! İlk etap yorucu gelmiş olacak ki sırılsıklam olmuş t-shirtüne aldırmadan kafasını hayrattaki yalağa sokuyordu. Ona önündeki yol hakkında fikir verdik aynı zamanda karşılıklı e-maillerimizi verip bir gün Tunus’ta bisiklete binmek için sözleşip oradan ayrıldık. Yalnız belirtmeden geçemiyeceğim olay şu ki Kerim kafasında yün bir şapka ile seyahat ediyor. Ve bunu devamlı su ile ıslatıyordu. nasıl ve neden diye sormayın bizde sormaya fırsat bulamadan ayrı yönlere pedal çevirmeye başlamıştık.

Tekrar çıkan yokuşlar artık sona yaklaştığımız için bizi eskisi gibi yormuyordu. Bisiklet sporu fiziksel kondisyon gerektiği gibi psikolojik olarak ta hazır olmayı gerektiren bir spor. Her zaman çıkabildiğiniz bir yokuş bir anda size inanılmaz zor gelebilir ve o anda bacaklarınıza verdiğiniz komut işe yaramaz. Bitişe gelmenin motivasyonu ile ilk çıktığımız yokuşu 57 ve 58.2 km lik hızlarla inip Kumbağ’a keyifli ve hızlı bir giriş yaptık. Total benzincisine kadarda selemize oturmadan sahilde kendimize bir zafer turu atarak bacaklarımızı da son bir kere keyifle zorladık.

Arabanın yanına vardığımızda 2. günün sonuçları şöyle idi :

Bisiklet üzerinde geçen zaman: 04:06:56
Toplam Km: 56.7 Km
Ortalama Hız: 13.7 Km/7saat
Maximum Hız: 58.2 Km/Saat

İki günde yaklaşık 8 saat bisiklete binmiş, 16 saat yolculuk yapmış olduk 13.8 km/saat gibi bir ortalamamız oldu ki çok rahat bir tempoda gittik ve toplamda 113 km’lik bir rutu tamamlamış olduk.

Fiziksel olarak sonuçları ise ikimizde 3 kg kaybettik ve bunun yaklaşık 1.5 kg su yağdı :)

Bu arada kilo vermeye çalışan okuyucularımız varsa; 3 sene evvel bisiklete binmeye başladığımda 96 kg ve % 24 yağ oranım vardı. Ve bugüne kadar bu ilk şehir dışı hariç kendimi zorlamadan vücudum yapabildikçe km’leri artırarak ve hiç mangaldan ve rakıdan ödün vermeden sadece bisiklete binerek bugün 86 kg’ya ve % 16.5 yağ oranına düştüm. Hem de gezerek eğlenerek o yüzden herkese bisiklete binmeyi tavsiye ediyorum.

Sonuç olarak ilk yılları İstanbul da geçen bisiklet gezilerimizi ilk defa şehir dışına taşımak inanılmaz bir heyecan ve anlatılması tarifsiz bir haz. O gece her ikimizde heyecandan uyuyamamıştık şimdi ise yeni çıkacağımız rutları hayal ederek uyuyoruz.

Bu seyahat sonunda ise şimdi geri dönüp baktığımda biz bu dağlara nasıl çıktık diyorum... Hemde Ağustos sıcağında... Deliymişiz ama en önemlisi şimdi iyiki de yapmışız diyorum. Çünkü yaptığınız insanın yanına kar kalıyor bugün yarın derken bir bakmışız ömür geçiyor... Benim hayalim buydu gerçekleşti o yüzden çok mutluyum.. Sizde hayallerinizin peşinden koşun.

Eşlerimize gerekli tavizler verilir verilmez  tekrar yeni turun programına başlayacağız bize katılmak isteyenler Facebook taki Bisiklet-İstanbul adındaki gruba katılabilir ve takip edebilir. Daha önemlisi değerli fikirlerini bizlerle paylaşabilir... Şehir dışına olmasa da yine kavaklarda veya Sultanahmet’te turlayabiliriz… Sevgiyle kalın...

Nikola MARINCIC - Kron XC 1000
Onur Necip ÖZEL – Giant XTC 4



 | Bisiklet kategorisindeki diğer haberler
Bu haber 2345 kez okundu.
Tarih:2009-06-02T14:47:58+00:00 |  



Boardrider Ekstrem Sporlar
Copyright © 2006-2009


massibu tasarım atölyesi
alarm sistemleri