Dikkat Çok Kalabalık
Alaçatı da bir sezon daha sona erdi. Yine binlerce kişi sörf yapmak için Alaçatı’yı tercih etti, hatırı sayılır bir kalabalıkta bu cennet parçasında sörfe ilk adımlarını atmış oldular. Her yıl sörf yapanların sayısı arttıkça kalabalığa bağlı olarak denizde oluşan risklerde artıyor. Bu yılda birçok kazaya şahit olduk. Rüzgârlı güzel bir günde denizde bine yakın kişiyi görmek mümkün oluyor. Bu sayı gittikçe artacağa benziyor.
Alaçatı’ya ve yakın çevrelerine binlerce yeni konut yapılıyor, beldenin ve çevresinin yatak kapasitesi hızla artıyor. Konaklama arttıkça ve yaşam kapasitesi genişledikçe daha çok meraklının sörf yapacağı kesin. Bu yıl kalacak yer bulamadığı için sörfe gelemeyen bir sürü tanıdığım ve öğrencim oldu. Denizin kalabalık olduğundan şikâyet edip durdu insanlar. Ben bu durumu eleştirmek istemiyorum, herkesin Alaçtı’da sörf yapmaya hakkı var elbette ve isterim ki daha çok yapsınlar, ancak artan kapasiteye cevap verecek hizmetinde aynı oranda arttığını görmemiz gerekir. Sörf okullarından alınan hizmetten bahsetmiyorum, bu konuda değerlendirme yapması gereken sörf tüketicileridir. Benim endişem Alaçatı koyunda sağlanan güvenlik önlemleridir.
Bu gün orada sörf yapanlarda, işletme sahipleri de, eğitmenlerde ne derece şanslı olduğumuzu inkâr edemez. Buraya kadar büyük bir kaza atlatılmadan gelindi. Ama inanın bu alınan önlemlerden kaynaklanmadı. Bu tamamen tanrının Alaçatı koyunu ve sörf yapanları sevmesiyle alakalı bir durum.
Bu yazı bir kuruluşa ya da bir şahsa yazılmıyor, kimseye dokundurma yapılmıyor, tüm iyi niyetimle herkesin dile getirmekten korktuğu bu konuyu her şeyden önce kendi güvenliğim için açıyorum.
Şu soruyu sorarsam sanırım cevabını bulmaya çalışırken tüm kaygılarımı da sizlere aktarmış olurum. Saatte 45 km hızla iki sörfçünün kafa kafaya çarpıştığını düşünelim. (otomobil çarpışma testlerinin saatte 50 km hızla yapıldığını gözünün de bulundurarak 45 km hız ayaklıklara girip kayan birinin rahatça ulaşabileceği bir hız, slalomcular saatte 60-70 km hızla kayabiliyorlar, onlardan biriyle çarpışmasanız daha iyi olur) o çarpışmadan açığa çıkacak gücü tahmin etmek zor olmasa gerek. Ciddi bir omurga yaralanması için o gücün dörtte biri yeterli olabilir. Şu an mevcut kurtarma sisteminde sağlıklı birinin bile içine zor çıkabileceği bir bot var. Omurga yaralanması geçiren birinin o bota alınma ihtimali bile yok. Bırakın omurga yaralanmasını omzu çıkan biri bile o tekneye zor biner. Böyle şeyler hep başkasının başına gelir sanırız.
Suda can kurtarma profesyonellik gerektirir. Bu konuda eğitim almış cankurtaranlar ve özel gereçlere ihtiyaç duyulur. Örnek vermek gerekirse, omurga yaralanmasına müdahalede yüzerliliği olan kaşık sedyeler vardır, suda yaralının altında kolayca monte edilen, baş boyun ve omurgayı sabitleyerek maksimum faydayı sağlarlar. Bu tarz kazalarda kurtarma için tasarlanmış kıçı açık yaralıyı rahtça ve sarsmadan karaya ulaştırabilecek botların içine de rahatlıkla alınabilirler. Hatta bu tarz sedyeler gerektiğinde yaralıların yer değiştirmesini önlemek için MR ve Röntgen makinelerinin içine girebilir ve film de görünmez materyallerden üretilmişlerdir.
“Dünyanın neresinde böyle bir şey var Ufuk hocam?” diye soracak olursanız bende size Dünyanın neresinde bu kadar kalabalık bir sörf merkezi var diye sorarım. Evet, Dünyanın önemli sörf merkezlerinde hatta dalış merkezlerinde böyle sistemler var. Ve düşündüğünüz gibi ismini dergilerden ve videolardan duyduğunuz efsane sörf merkezleri sandığınız kadar kalabalık değil. Efsane spotlar genelde büyük okyanus dalgaları alan ve çok sert rüzgârların estiği zor koşulları olan yerler. Bu spotlarda sadece en iyiler sörf yapabiliyor. Dolayısıyla yüzlerce kişiyi aynı anda suda görme ihtimaliniz yok. Alaçatı başlangıç, orta ve ileri seviye sörfçüleri aynı yerde ve aynı kondisyonda bir araya getirebilen birkaç yerden biri ve bu anlamda en kalabalığı. Bu kurtarma sistemleri hiçbir yerde olmasa bile burada olmalı. Hatta Alaçatı bu konuda neden Dünyaya öncülük yapmasın, neden her yerde anlatılan bir kurtarma sistemimiz olmasın.
Diğer yandan kazaları engelleyebilir miyiz ona bakalım. Arabanızla sörf koyunu tepeden gören yerden geçerken bir durun. Ve koyun aslında ne kadar büyük olduğuna ve sörfçülerin sanki anlaşmış gibi dar bir alanda birbirlerine nasıl teğet geçtiğine bakın. Yat limanının önünden denizin ortasındaki büyük demir şamandıraya kadar olan kısmın bomboş olduğunu göreceksiniz. Tüm öğrencilerime o boş alanı gösterip orda çalışmalarını tavsiye ederim, ama beni dinleyip orada çalışan bir tane bile öğrencim olmadı. Sonuçta izlenmek güzel, sahildeki cafe leri arttırmak en iyi çözüm olabilir.
Yol hakkı, geçiş üstünlükleri ve diğer kurallar herkes tarafından bilinmeli. Ancak yinede kaza anında bunları uygulamak güçleşiyor. Nitekim on senedir bu kuralları öğretmeme rağmen iki sene önce biriyle kafa kafaya çarpışmaktan kurtulamadım ve kurallara baktığında hata benimdi.
Sonuç olarak kazalar olacak, bunun önüne geçemeyiz. Bu güne kadar olamayan ciddi bir kaza olduğunda güvenlik önlemleri gündeme gelecek. Sorumlular bulunmaya çalışılacak ve sonuçta bu bahsettiğimiz önlemler alınacak. Ama bir ülke klasiği olarak öncelikle başımıza bunların gelmesini beklemeliyiz.
Sevgili dostlar siz siz olun dönüş yapmadan önce rüzgâr altınızı ve arkanızı kontrol edin, kimsenin yanından iki direk mesafesi boş alan bırakmadan geçmeyin, gerektiğinden büyük malzemeyle suya çıkmayın, her zaman kontrol edebileceğiniz rahatlıkta malzeme kullanın. Bu güne kadar gördüm ki bir kazada hatalı olan tarafın vicdan azabı acısı, mağdur olan tarafın fiziksel acıcından daha büyük oluyor. Dikkati elden bırakmayın…
Rüzgâr sizinle olsun…
The HOCA